Bembeya Jazz National’ın hikâyesi, yalnızca bir grubun değil; yeni kurulmuş bir devletin kendine bir ses arayışının hikâyesi.
1958’de Gine, sömürgeci Fransa’ya “hayır” diyerek bağımsızlığını ilan ettiğinde, ülke başkanı Ahmed Sékou Touré, kültürü ulusal kimliğin temel direklerinden biri yapmaya karar veriyor. “Afrika’nın kendi sesine dönmesi” gerektiğini savunan Touré, ülke çapında müzisyenleri destekleyen bir kültür hareketi başlatıyor: ulusal orkestralar dönemi.
Bu dönemde Gine’nin farklı bölgelerinde genç müzisyenlerden oluşan topluluklar oluşturuluyor. Bembeya bölgesinde kurulan küçük bir grup çok kısa sürede dikkat çekiyor. 1961’de resmî olarak Bembeya Jazz adıyla kuruluyorlar. Başarıları ve ülke çapındaki popülerlikleri o kadar hızlı artıyor ki, devlet onlara ulusal unvan veriyor:
Bembeya Jazz National.
Geleneksel Mandingo melodileri, Afro-Cuban ritimleri ve big-band düzenleri, Sékou “Diamond Fingers” Diabaté’nin efsaneleşmiş elektrik gitarı...
Sékou Diabaté’nin lakabı neden Diamond Fingers?
Çünkü o dönem Batı Afrika’nın hiçbir gitaristinde olmayan bir parlaklık, hız, hassasiyet ve melodik sezgiyle çalıyor. Mandingo griot geleneğini elektrik gitara taşıyor; modern Afrika müziğinin ilk büyük gitar kahramanlarından biri hâline geliyor.
Grubun kurucu çekirdeği arasında Lamah Souleymane, Emile Benny, Marcel Bamba, Sekouba “Bambino” Kandia Kouyaté gibi isimler bulunuyor; ancak uluslararası çapta grubu sembolize eden kişi tartışmasız Diabaté.
Diamond Fingers çalmaya başladığında…
Sanki gitarın tellerinden ışık değil, ince bir hüzün.
Tek bir notanın ucunda bile uzak bir köyün sessizliği, bir griot’un yarım kalan masalı, birçok şeye yetişmeye çalışan bir toplumun iç çekişi var. O gitar, sadece parmakların değil, tarihin izlerini taşıyor.
Bembeya Jazz National’ın müziği tropikal bir geceyi andırıyor:
Sıcak, canlı, dışarıdan bakınca capcanlı…
Ama içeride, havanın altında derin bir sessizlik, bir düşünce hâli, hafif bir keder dolaşıyor. İşte bu çelişki — neşeyle hüzün arasındaki bu ince çizgi — onları eşsiz kılıyor: